Makaleler

PUTLAR

Yarattığımız gerçekliğin içerisine hapsolabiliyoruz. İnşa ettiklerimize tapıyor. Doğrularımızı, ilişkilerimizi, mesleklerimizi, biçilen rolleri, kendimizden beklediklerimizi ve bizden beklenenleri vaz geçilmez addediyoruz. Bir sürü olasılık içerisinden sadece bir tanesini seçmek ve diğerlerinin de geçerli olabileceğini inkar etmek seçimi yapanı da tercihine adeta hapsediyor. Kendi dışında olan her şey, öteki oluveriyor. İnsan ötekine düşmanlaştıkça, sınırları da katılaşıyor. Putlaşıyor. Öğrenmeye, yeni deneyimler edinmeye kendini kapatabiliyor. Gelişim kısırlaşıyor. 

Putlarımıza, bize zarar verdiklerini bilsekte neden sıkıca sarılırız?

Korkarız! Belirsizlikten, alışılmışın dışına açılmaktan, kaybolmaktan… Bilindik olan güven verir. Değişmeye duyulan korku arttıkça da putlarımıza sarılırız. 

Kimi içinse, gidebileceği kadarının bu olmadığını görmek, bu zamana kadar kaçırdıkları için pişmanlık ve hayal kırıklığı anlamına gelebilir. Olmak istediği halini (ideal ben) her gördüğünde buna dayanamaz. Kendi katı sınırları içerisine o denli sıkışmıştır ki aykırı hiç bir şeye tahammülü edemez. Aslında, bir zamanlar olmak istediği ama deneyimlemeye cesaret edemediği versiyonu ile aynada karşı karşıyadır. Ve gördüğü ‘şeye’ katlanamaz. İçsel olarak, doğurduğu acı içini yakar. Bununla bildiği şekilde mücadele eder. Ötekileştirerek. Tıpki içindeki çeşitliliğe yaptığı gibi. 

Bu ne şekillerde yapılabilir?

Kendi cinsel kimliğinden, inancından, ten renginden, normlarından, değer yargılarından, ahlak anlayışından, sosyoekonomik düzeyinden, fiziksel görünüşünden, kıyafet tarzından vs. olmayanı yadsır. Hayat bu bağlamda yukarıdakiler ve aşağıdakiler, üstünler ve düşkünler ikiliğine hapsolur.

İnsanoğlu, kendi putuna tapmayanın putunu yıkar. Çünkü, var oluşu, bütünlüğü buna bağlı hale gelir. Kendi değeri, ötekinin değersizliğine bağlı olur.

Bu durumun ondan neler götürdüğününse, farkına varmayabilir. İçsel fakirleşme, tek tipçilik, sıradanlaşma ve kalabalıklar içerisinde erimiş bir benlik. Normun içinde kalmak konforlu bir alan sunsada, bir süre sonra farklı bir sesin olmayışı, kendi sesinin yankılarını dinlemekten farksız hale gelir. Bir insan, uzunca bir süre aynı şeyleri duyarsa, kendi bilinci de o ortak bilinç çerçevesinde şekillenir. Aykırı bir ses olmaktan korkar. Aykırılık eşittir dışlanmak oluverir. Korkar. Korktukça daha çok aynılaşır. Farklılığı, içine hapseder. Bir süre sonra sesi kısılır. Uzaklaştığı kendisinden başkası değildir. Bu bedel sanıldığından ağır olabilir. Kendi gibi olabilme cesaretini zamanında gösteremediği için derin pişmanlık, suçluluk, hayal kırıklığı, öfke, keder gibi duyguları bir arada deneyimleyebilir. Kendi grubu içerisinde bunları yapanlara şahit olursa, kendini kandırılmış ve bir yalana iman etmiş hissedebilir. Kendine yabancılaşmış hissedebilir. “Mış” gibi bir yaşam sürdüğünü düşünebilir. (Sahte ben)

Kişi, kendi içindeki çiftedelerliliğe tahammül etme becerisine nail olamadıkça, bütünlüğü sağlamakta da güçlük çekecektir. Zıt kutuplar arasında ki salınım, duygusal ve bilişsel dalgalanmalar, çatışmaları şiddetlendirecektir. Tutarlılık ve süreklilik kişiliğin olması beklenen nitelikleridir. Bu, kendi putlarının farkında olmayı, gerektiğinde onları esnetebilmeyi gerektirir.

Hepimizin köşeli tarafları ve kırmızı çizgileri vardır. Ancak bu köşeler, iç ve dış dünyamızı görmeyi engelleyecek boyutlara eriştiğinde, resme tekrar ve uzaktan bakabilmekte fayda vardır.

Klinik Psikolog Batuhan Bilen

Loading

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilgi&Randevu