
Mükemmeliyetçilik ve Yetersizlik Hissi

Mükemmeliyetçi bir aile yapısı içerisinde büyümek çocuğu yeterlilik hissinden mahrum bırakabilir. Her başarısı küçümsenen, değersizleştirilen kişi sonunda tüm çabalarının yetersiz, kendinin de eksik olduğu kanaatine varabilir. Yetişkinlik evresine geldiğinde özellikle başkalarını memnun etmek adına kendini tüketebilir. Zamanında alamadığı ve ihtiyaç duyduğu onay, takdir, hayranlık gibi psikolojik ihtiyaçları yeterince alamadığından, usanmaz biçimde hedeften hedefe koşabilir. Yaşamını görevler sarar ve üstesinden geldiği her “görev” yeni birini doğurur. Hiç bir başarı tam olarak doyum sağlamaz. Başarılarından haz duymakta güçlük çeker. İçten içe, başardıklarının görülmesini de diler. Ancak bunlar takdir edildiğinde dahi “Bunda ne var ki?” “Bunu herkes yapabilir.” Gibi söylemlerle başarılarını küçümseme ve değersizleştirme eğilimi gösterir.
Zamanında kendine yapılanı, şimdi “O” kendine yapmaktadır. İçselleştirilen ebeveyn tutumları, iç sesine dönüşür. Bu yargılayıcı ve yetersizlik hissettiren sesler farkında olmaksızın hayattan alınan keyfi soğuran bir dinamiğe evrilir. Her mutluluğun, neşenin, keyfin içinde, tadını kaçıracak “kötücül” bir yan bulmayı başarır. Hayata baktığı bu pencere, çalışkan ve üretken olmak, disiplinli ve organize olmak gibi faydalar getirse de, götürdükleri huzur, rahatlık, keyif, mutluluk, spontanlık gibi hayattan alınan keyfi besleyen taraflardır.
İronik biçimde, başarı elde edilse dahi bu bir başarı olarak algılanmadığı için kişi peşinde koştuğu “şeyin” çemberinde tekrar ve tekrar adeta bir deney faresi gibi koşar. Mükemmeliyetçilik, ‘yeterince iyi’ nin düşmanıdır. Kişi çoğu zaman kendi başarılarını değerlendirirken başkalarının ondan çok daha iyisini yaptığına oldukça emindir. Bu ön kabul kırılması zor bir dirençtir. En başından yetersiz, eksik ve dezavantajlı olduğuna sarsılmaz bir inançla bağlı olan birey, elde ettiği sonuçlardan elbette ki memnun olmayacaktır.
Çocukluk döneminde ki bu tip örselenmelerin üstesinden gelinmesi, bu bağlamda kendiliğin yeninden yapılandırılması elbette mümkündür. Bundan kasıt, mekanik biçimde bugüne kadar sahip olduklarını yadsımak ve üzerine sil baştan yeniden bir şeyleri inşaa etmek değildir. Amaç onları da kapsayıp, yeni bir şeye dönüştürebilmektir.
Bugüne kadar taşıdığı ama şimdi ve burada onun için fonksiyonel olmayan, uyumsuz tutum, tarz ve özelliklerini yeniden gözden geçirerek tüm bunların hayatında neye ve nereye hizmet ettiğini değerlendirebilmekten söz ediyorum. Bu döngüselliğin farkına varmaya, bu deneyimlerinin hangi eksik kalmış, tamamlanmamış duyguya, duyuma (bedensel olanla ilgili; görülmek, işitilmek, dokunulmak) ve bilişe çağrıda bulunduğuna bakabilmenin onarıcı gücünden söz ediyorum.
Zamanında, ihtiyaçları, beklentileri doğrultusunda karşılanmadığında hissettikleri ile bugün deneyimledikleri ve hissettikleri arasında ki bağ ne kadar ilişkili duruyor? Verdiği tepkiler ne kadar benzerlik gösteriyor?
Karşısında hala onu sert, yargılayıcı, küçümseyen, kıyaslayan, değersizleştiren ve bu bir şekilde değerlendiren anne-baba varmış gibi mi hissediyor?
Bu bağlamda diğer ötekileri ilişkilerinde nasıl konumlandırıyor? Tercih etme ve edilme sebepleri arasında neler yattığını düşünüyor?
Çocukken başarının, başarılı biri olmanın ona sağlamış oldukları nelerdi? Şimdi neler?
Bu gibi sorulara yanıt aramak, cevabın ne olduğundan ziyade sorgulamaya ve kişinin kendini daha yakından tanımasına kapı aralayabileceği için kıymetli olduğunu düşünüyorum.
Klinik Psikolog Batuhan Bilen
![]()
PUTLAR
Bunları da beğenebilirsiniz

Görülmek
19 Aralık 2023
Bastırılamayan
25 Mayıs 2023