Makaleler

NARSİSİZM

İtalyan ressam Caravaggio‘nun 1594-1596 tarihleri arasında tamamladığı “Narcissus” (ya da “Kendine Aşık Olan Adam”) adlı yağlı boya tablosu.

Narsisizmin Etimolojisi ve Gelişimi:

Narsisizm kelimesinin kökeni, Yunan mitolojisinde ki Narkissos’tan gelmektedir. Mitolojiye göre; Narkissos yalnızca kendine hayran olan ve kendine hayran olanları da karşılıksız bırakan birisidir. Bir gün Ekho adında güzel bir peri ona ilk görüşte aşık olur. Ancak Narkissos onun duygularına karşılık vermez ve ondan uzaklaşır. Ekho karşılık bulamadığı sevdası yüzünden günden güne eriyerek ölür. Kemikleri kayalara, sesi ise kayalarda yankılanmaya (bknz. eko) devam eder. Buna kızan Olimpos tanrıları Narkissos’u cezalandırmaya karar verir. Bir gün avlanırken Narkissos yorgun düşer ve nehirin kenarına dinlenmek için yakınlaşır. Orada kendi yansımasını görür. Gördüğü şey karşısında büyülenir ve bakışlarını kendi yansımasından alamaz. Böylece ne su içebilir ne de başka bir şey yapabilir hale gelir. Ekho gibi günden güne eriyerek ölür. Öldükten sonra da suda bir nergis çiçeğine dönüşür. [1]

Günümüzde bildiğimiz anlamıyla narsisizm kavramını ilk ortaya atan kişi ise İngiliz seksolog Henry Hevelock Ellis olmuştur. İnsan cinselliğini inceleyen hekim, erkek otoerotizmini incelediği bir makalesinde “narsisist benzeri”  (narcissus-like) (1898) terimini kullanarak ilk adımı atmıştır. [2]

Daha sonra, Ellis’in çalışmalarını inceleyen Nacke (1899) “narcismus”kelimesini ilk kullanan kişi olmuştur. (Akt. Akhtar, 1982) Bu yüzden, Ellis terimin bulunuşunun ikisi arasında paylaştırılması gerektiği savunur.

Narsisistik kelimesi Freud’un metinlerinde ilk defa Cinsellik Teorisi Üzerine Üç Deneme’de geçer. Narsisizm ile ilgili İlk psikanalitik makale ise Otto Rank tarafından 1911’ de yazılır. Walger ise 1925’ te “narsisistik bir kişiliğe”  sahip bir vaka hakkında detaylı incelemelerde bulunur. (Akt. Akhtar, 1982)

Narsisizme Farklı Bakışlar:

Freud (1914), yeni doğanın, anne ve babası ile olan ilk ilişkisini primer narsisistik özdeşleşme (primary narcissistic identification) olarak tarif eder. Yaşamın bu evresinde çocuğun, ben (ego) ve öteki (nesne) arasında ayrım yapamadığından söz eder. Bu sebeple bu döneme birincil (primer) narsisizm veya otoerotik libido adını verir. [3] Birincil narsisistik evreye denk düşen bu dönemde libidinal enerji tamamen kendi benliğine yatırılmış düzeydedir.

Zamanla, ben ile nesne arasındaki ayrım yapılmaya başlandıkça, libidinal yatırım nesneye kaydırılmaya başlanır. Nesneye yapılan bu yatırım bir sebepten ötürü karşılık bulmazsa, libidinal yatırım tekrar kendiliğe geri çekilir. Buna da ikincil (sekonder) narsisizm denir. İlki, gelişimsel sürecin olağan bir parçası olarak değerlendirilirken, ikincisi patolojik bir durum olarak değerlendirilir. (Freud 1914,1917)

Freud, bütün ilişkilerin narsisistik başlangıç aşamasını tanımlamak için meşhur ‘amip’ metaforunu kullanır. Şöyle der:

“Egonun özgün libidinal kateksisinden (duygu yatırımı) daha sonra nesnelere bir kısmı aktarılır, ancak temelde kalıcıdır ve nesne kateksleriyle ilişkilidir; tıpkı bir amipin vücudunun dışarı çıkardığı yalancı ayaklarla ilişkili olması gibi.”

(Freud,1914: 75)

Freud bireyin aşkı iki türde deneyimlediğinden söz eder. İlkine analitik veya bağlanma tipi adını verir. Burada kişinin sevgisi dışarıya/ötekilere yönelmiştir. Fakat ikincisinde kişinin sevgisi içeriye doğru odaklıdır. Buna da narsisistik tip adını verir. Bu bağlamda, narsisistik sevgi nesnesinin a)kendini b)bir zamanlar olduğu halini c)olmak istediği kendini ve d) bir zamanlar kendisinin bir parçası olan birini temsil ettiğininden bahseder. Aşkın (love), öteki ile kurulan bağ (analitik tip) veya kendilik hakkında (narsisistik tip) olabileceğini savunur.

Modern psikodinamik anlayışımızı şekillendiren teorisyenlerden biri kuşkusuz Kohut’tur. (1977) [4]

Kohut (1966) narsisizm kavramını gelişimsel başarı ve olağan bir süreç olarak ele alır. Narsisizmin ilksel aslını hep koruduğunu ve bu şekilde kalarak evrimleştiğini savunur. Kohut, kendilik psikolojisi modelinde narsisistik psikopatolojiyi bakım verenin eş duyum (empati) eksikliğine dayandırır. Çoğunlukla, bakım veren kayıtsız, mesafeli, soğuk, yıkıcı bir tutum içindedir. [5]

Bu sebeple, bireyin benlik saygısını düzenleme konusunda zorluk yaşadığını varsayar. Bu bağlamda, benliğinin aşırı değerlendirilmesi (şişmesi) ve/ya aşağılık duygusu arasında salındığını savunur. Regülasyonu sağlamak için ötekinin varlığına ve onayına ihtiyaç duyar. Ona göre, erken benlik nesnesinde meydana gelen başarısızlıklar yetişkin yaşamda telafisi aranan bir tatmin odağı haline gelir. Çocukluk döneminde arzulanan tatmin ve doyum yetişkinlikte elde edilmeye çalışılırken, bir çok ilişkisel problemin meydana gelebileceğinden söz eder. [6]

Kernberg günümüz psikodinamik anlayışında bir diğer önemli figürdür. Kernberg narsisistik kişilik olarak adlandırdığı kişilerin kişilerarası ilişkilerinde beklenmedik biçimde kendilerinden söz ettiğini, hayranlık ve sevgi ihtiyaçlarının fazla olduğundan söz eder. Duygusal yaşamlarının sığ olduğundan bahseder. Başkalarının hissettiklerine az miktarda empati gösterirler. Başkalarından aldıkları övgülerden ve büyüklük fantazilerinden hariç hayattan çok az keyif alırlar. Onları besleyecek dış kaynaklar azaldığında sıkılmış ve huzursuz hissederler. Kıskanç bir yapıda olduklarından, ilgi ve onay görmeyi umdukları kişileri idealize etme eğilimlerinin yüksek olduğundan fakat beslenecek bir tarafları kalmadığında karşılarındakini kolayca devalüe  (küçümseme, değersizleştirme) ettiklerinden söz eder. İlişki kurma tarzlarının genel olarak sömürücü ve parazitik bir tarzda olduğundan bahseder. İlişkilerinde, başkalarını suçluluk duygusu gütmeden sömürme ve kontrol etme hakkına sahip olduklarını düşündüklerini ekler. Dışarıya karşı takındıkları ilgi çekici ve büyüleyici maskenin altında acımasız ve soğuk bir kendiliğin varlığından söz eder. Bu tarzda bir ilişkinin oldukça bağımlılık barındırdığından çünkü ötekinin hayranlığına oldukça ihtiyaç duyduklarını ekler. İçsel olarak derin bir güven problemi yaşadılarından ve öteki insanları küçümsemeleri sebebiyle gerçek bir duygusal bağ kurmakta zorlandıklarından söz eder.

Duygusal olarak yaşadıklarını anlamlandırmakta yaşadıkları zorluklar başkalarının ne yaşadıklarını anlamlandırmakta da zorluk yaşamalarına sebep olur. Bilhassa, üzüntü, keder, özlem gibi derin duyguları tanımlamakta güçlük çekerler. Bu da depresif özellikleri sergilemelerinde bir yetersizlik doğurur. Bu sebeple terk edildiklerinde depresyon benzeri semptomlar gösterselerde, derinlemesine incelendiğinde yaşadıkları kaybın gerçek üzüntüsünden ziyade intikamcı niyetlerle dolu öfke ve kızgınlık öğelerin fazlalığı göze çarpacaktır.

Van der Waals‘a göre, normal narsisizm normal nesne ilişkileri ile eş zamanlı olarak gelişir ve patolojik narsisizm patolojik nesne ilişkileri ile gelişir. 

Van der Waals, şiddetli narsisizmin sadece erken narsisistik gelişim aşamalarında bir fiksasyonu ve nesne sevgisine doğru normal gelişim sürecinin basit bir eksikliğini yansıtmadığını, ancak patolojik öz sevgi biçimlerinin ve nesne sevgisinin patolojik biçimlerinin eşzamanlı gelişimi ile karakterize edildiğini belirterek “patolojik narsisizm” konusunu açıklığa kavuşturmuştur. Van der Waals’a göre, normal narsisizm normal nesne ilişkileri ile eş zamanlı olarak gelişir ve patolojik narsisizm patolojik nesne ilişkileri ile gelişir.

A. Reich, narsisistik kişiliklerde ilkel bir ego ideali ile benlik arasında gerilemeli bir füzyonun gerçekleştiğini öne sürdü. [7]

Millon ve arkadaşları (2004) “bakıcıların, koşullu olmayan övgü, ilgi ve saygı göstererek gelecekteki narsistin öz değerini abarttığını” ve bu nedenle “narsistlerin bu ödülleri elde etmek için normalde gerekli olan motivasyon ve becerileri geliştiremediğini” (s. 358) öne sürmektedir. [8]

Narsistik Görüngüler: Tipoloji

Burada karşımıza iki tür kategorik yaklaşım çıkıyor. Kimi kuramcılar açık ve örtük narsisizm olarak tanımlamayı; kimileri ise grandiyoz ve kırılgan narsisizm olarak bunları bir çatı altında toplamayı tercih ediyor. Bana göre açık ve örtük olarak tanımlanan tipler daha çok davranışsal/dışsal olanı tanımlamak adına tercih edilebilir. Yani, adı üstünde kişinin görünen, sergilediği özellikleri ve örtük, açığa vurmadığı yanları olarak düşünebilirsiniz.

Diğer yandan, grandiyoz (büyüklenmeci) veya kırılgan tip tanımlarının kişilik özellikleri bağlamında daha açıklayıcı olduğunu düşünüyorum. Öte yandan, literatürde her iki kategorik yaklaşımın da birbiri ile oldukça ilişkili ve yakın anlamlar barındırdığı da söylenebilir.

Grandiyoz Narsisizm:

Grandiyoz narsisistik kişilikler, teşhirci, kibirli, ukala, çabuk öfkelenen, ilgi odağı olmak isteyen, manipülatif, baştan çıkarıcı ve diğer insanların ruh hallerine duyarsız bireylerden oluşur.

Bu tür bireylerin kullandığı başlıca savunma biçimleri, her şeye kadir olma, kendini idealize etme ve bunun sonucunda nesneyi değersizleştirmedir.  Bu tür narsisizm, bireyin abartılı bir üstünlük duygusu yaratarak başa çıktığı, belirgin bir öz saygı düzensizliği ile karakterizedir. 

Kırılgan Narsisizm:

Kırılgan narsistik kişilik ise, reddedilme veya aşağılanma olasılığından kaçınmak için çekingen, utangaç ve ilgi odağı olmaktan kaçınır ve bu nedenle bariz ilişki sorunlarıyla ilişkilendirilir. Bu bireyler, diğer insanların tutumlarına karşı özellikle duyarlıdır ve bu tutumlar onları kolayca incitir, ancak bu aşırı duyarlılık görünüşü, ayrıntılı ve görkemli fantezileri gizler.

Bu bireyler, görkemli fantezileri ile olumsuz benlik algıları arasındaki uyumsuzluk nedeniyle utanç, aşağılanma ve muhtemelen anksiyete-depresif semptomatoloji geliştirirler. Bu bireyler, kendilerini aşırı derecede önemli ve özel olarak görürler, ancak bu algı, gerçekte kendilerini değersiz ve yetersiz hissetmelerine neden olur. [9]

Her iki narsisistik tipolojiye sahip bireyler statü arzusuna karşı duyarlı olup bu şekilde güdülenirler. Büyüklenmeci narsisistik özelliklere sahip bir birey bu hak edişliği dışa dönük, kendinden emin bir biçimde arar ve ifade eder. Risk alma eğilimi ve rekabet arayışına girme potansiyeli daha yüksektir. Kırılgan narsisistik özelliklere sahip bireyler ise daha içe dönük, kendini güvende hissetmeyen bu bağlamda anksiyete ve depresyona ve utanç duyma eğilimine daha yatkın kişilik yapılarına sahiptir. İlişkili olarak kaçınmacı ve tehdit olarak algıladıklarını önleme odaklıdırlar. Risk almaktan hoşlanmazlar. Kısaca, statülerini korumayı tercih ederler. [10]

Klinik Psikolog Batuhan Bilen

KAYNAKÇA:

[1] https://tr.wikipedia.org/wiki/Narkissos

[2] https://en.wikipedia.org/wiki/Havelock_Ellis

[3] Akt. EIDELBERG, PRIMARY AND SECONDARY NARCISSISM

[4] Campbell, W. K., Brunell, A. B., & Finkel, E. J. (2006). Narcissism, Interpersonal Self-Regulation, and Romantic Relationships: An Agency Model Approach. In K. D. Vohs & E. J. Finkel (Eds.), Self and relationships: Connecting intrapersonal and interpersonal processes (pp. 57–83). The Guilford Press.

[5] (Kernberg ve Kohut’un Narsisistik Kişilik Bozukluğu Kuramlarının Karşılaştırması, Ana Schmith, 2019)

[6] [McLean J. Psychotherapy with a Narcissistic Patient Using Kohut’s Self Psychology Model. Psychiatry (Edgmont). 2007 Oct;4(10):40-7. PMID: 20428310; PMCID: PMC2860525.]

[7] Kernberg, O. F. (1970). Factors in the psychoanalytic treatment of narcissistic personalities. Journal of the american psychoanalytic association18(1), 51-85.

[8] Akt. Controversies in Narcissism Joshua D. Miller,1 Donald R. Lynam,2 Courtland S. Hyatt,1 and W. Keith Campbell,2013

[9] Doriana Dipaola, Valentina Triscio, Elisa F. Bosco, Marta Ferraris, Gabriella Gandino. A study on narcissism: A comparison between the overt and covert typologies using the Thematic Apperception Test

[10] Mahadevan, N. (2024). Conceptualizing grandiose and vulnerable narcissism as alternative status-seeking strategies: Insights from hierometer theory. Social and Personality Psychology Compass, e12977. https://doi.org/10.1111/spc3.12977

Loading

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilgi&Randevu