Makaleler

Yalnızlık

Edward Hopper: Automat, 1927.

Yalnızlık hissi hepimize zaman zaman uğrar ancak kimilerimiz için kronikleşmiş bir haldedir. Ne yaparsa yapsın kendisini bir türlü ait ve/ya bağ kurmuş hissedemeyenlerimiz vardır. Arzuladığı kalabalığa erişse dahi içten içe kendini yalnız hissetmeye devam eder. İçindeki boşluğu dolduramamaktan şikayetçidir. Yeteri kadar anlaşılmadığından, ilgi göremediğinden yakınır. İstediği yakınlığı bulduğundaysa kaybetme/yitirme endişeleri onu tedirgin eder. Mutlu olmaktan ürker çünkü mutluluk kaybedilecek olursa daha büyük bir mutsuzluk olasılığını taşımaktadır. Bu ikilem içerisinde ilişkilerinde nasıl konumlanacağını karıştırır. Çoğu zaman kendiliğindenliğin (spontanite) olmadığı bir tarzda ötekine yaklaşır. Bu içerisinde daha çok stratejik ve önceden programlanmış hamleleri içeren bir satranç oyununa benzetilebilir. Her bir hamlenin karşılığı adeta önceden tasarlanmış gibidir. Kişilerarası ilişkileri; hayal kırıklığı, mutsuzluk ve pişmanlık yaşamamak için kontrolü elinde tutmaya çalıştığı bir mücadeleye dönüşür. 

Öznenin (bilinçdışı olarak), ilişkilerini bir mücadele alanına dönüştürmeye çalıştığını düşünecek olursak; kendi ihtiyaçlarını karşılamak adına kurguladığı bir senaryo içerisine ötekini dahil ediyor olmak bir noktadan sonra, ötekinin kendi sınırlarını korumak için kendini korumaya geçeceği ve nihayetinde ilişkiyi sonlandırabileceği bir şekilde seyreder. Bu bağlamda ilişiki, özne tarafından terk eden ve edilenin olduğu bir rekabet ortamı gibi algılanır.

Bu tehdit altında kendi olabilmek zorlaşır. Onun istediği gibi olabilmek öncelikli hedef haline gelir. Fakat yalnızlık hissini bu da bir noktaya kadar doyurur.

Daha fazlası için verecek bir şeyi kalmadığında, alabileceğinin de tükendiği gerçeği ile yüzleşir.

Bu gerçeklik onu sarsar. Önceleri öfke duygusu ağır basabilir. Onun sevgisini elde edebilmek için yaptığı fedakarlıkların karşılığının bu olmaması gerektiğini düşünebilir. Adaletsizlik düşünceleri hiddetini arttırıp, misilleme arzularını tetikleyebilir. Bu noktada, eyleme dönük davranışlar sergilenebilir. Kişilik gelişiminin erken evrelerinde (pre-ödipal) takılmış, özellikle işlevselliği düşük bireylerde kendine ve/ya başkasına zarar verme görülebilir. Bu gibi davranışlar daha çok manipülatif yani sevilen ötekinin dikkatini çekmeye ve ikincil kazançlar elde etmeye yönelik olsalarda dikkat edilmesi ve önemsenmesi gerekir. * 

Sonuç olarak birey, ilişkilerinde var olan döngüselliğin kendi ile alakalı olduğu gerçeği ile yüzleşebilme cesaretini gösterebilirse, kaybının yasını tutabileceği depresyon sürecini yaşar. Aksi halde, ironik biçimde, yalnız kalmamak uğruna ödediği tüm bedeller yalnız kalacağı yollara çıkar. Kendi ile arasındaki mesafeyi kapatmadıkça başkaları ile olan temasını da “sağlıklı” bir şekilde inşaa edemez. Elbette, her şey kendi ile ilgili değildir. İlişkisel alanda iki aktörün olduğu gerçeği yadsınamaz ancak hayatına kimleri aldığı ve onlara nasıl davrandığı kendi sorumluluğundadır. Benzer örüntüler tekrar ve tekrar sahneleniyorsa, orada bitmemiş bir meselenin varlığından söz edebiliriz. Kişi farkına varıp, çözme yoluna gitmedikçe de zincir kırılamayacaktır. 

Klinik Psikolog Batuhan Bilen

*Bu gibi durumlarda size en yakın ruh sağlığı kuruluşundan destek almanız önerilir.

Loading

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilgi&Randevu